BOYNUZ BÜKÜ-MERDİVENLİ-YAVANSU İlk gecenizin ardından, güneş ve rüzgar fazla yükselmeden ikinci gün için yola koyulmakta yarar var. Mayıs sonuna kadar güney rüzgarlarının etkisindeki körfez daha sonra kış başına kadar batı rüzgarı etkisine giriyor. Boynuzlu’dan sonra; önce Kitle bükünü(Büyükova) geçip bir millik yalı kıyının ardından Kille Bükü’ne girersiniz. Karaya çıkanlar, Killebükü sahilindeki plajın arkasında çamların gölgesinde bir kilise kalıntısı bulacaktır. Meydana gelen meçhul bir yangın sonucu güzelliğinden yaralanan Kille sırtları, yavaş yavaş toparlanmaya başlamış. Peyzaj ve orman uzmanları ona estetik cerrahinin yaratıcılığı gibi yeniden biçim vermişler. Kille’yi bir buçuk mil geride bıraktıktan sonra, belki de körfezin en ilgi çekici girintisi olan Taşyaka koyuna giriş yaparsınız. Taşyaka içindeki Bedri Rahmi Koyu ise bu bölgenin en güzel koylarındandır. Zakkumlarla süslenmiş çakıllı bir plaj, Mavi Yolculuğun ilk gezginlerinden ve öncülerinden ressam ve şair Bedri Rahmi’nin 1973 yılında kayaya yaptığı balık resmininin göz detayı sizi biraz da yorgunluktan olacak, hipnotize edebilir. Daha sonra koyun bu bölümü onun adıyla anılmış. Sanatçı Azra Erhat’ın çakıl taşlarından uçurtma mozaiği koya başka bir estetik vermekte ve entellektüel ilgiyi artırmaktadır. Buradaki buz gibi su kaynağı en son içme suyu ikmal noktanızdır. Söylentiye göre aç karnına içilen bu su bağırsaklara iyi geliyormuş. Karşısındaki Zeyno koycuğu da mola için seçilebilir. Kuzeyde çeşme tarafındaki kayalıklara oyulmuş Karya ve Likya dönemine ait kaya mezarlar ve kalıntılar(İon tarzı tapınak, ev tipi ve güvercin deliği tipi mezarlar), teknelere hizmet veren bir restoranın bulunduğu düzlükteki aynı su kaynağının uzantısı dikkat çeker. Kaynak etrafı betonla çevrilmiş ve küçük bir havuz elde edilmiş. Sıcak günlerde bu havuz size bir vaha gibi gelebilir. Düzlükteki patikayı bulup yokuşu tırmananlar, antik yerleşimin akropolisine ulaşabilirler. Yarım saatlik yürüyüş sonunda patika üç beş haneli Kilisebelen köyüne ulaşıyor. Antik yazar Pliny ‘e göre MÖ 4-5. yüzyıla ait olduğu yazılmış antik Crya yerleşiminin izlerini, kayalara oyulmuş basamakları izleyerek zeytin ağaçları ve zakkumlar arasında bulabilirsiniz. Dalaman ovasını, Kocagöl ve Baba Ada’yı içine alan manzara çok güzeldir. Heredot’un iddiasına göre Likyalılar, Girit adasından Minoyanlar tarafından Anadolu’ya sürülmüşlerdi. Ona göre Karyalılar Anadolu’nun yerlileriydi. Bunlar halen tartışmalı konular olarak tarihin ve arkeolojinin önünde... Taşyaka koyunu keşfettikten sonra, koyun güney ağzındaki adacığı iskelenize alarak birbuçuk mil kürek mesafesinde ya da şanslıysanız ve rüzgar istediğiniz yönden geliyorsa kanodaki yelkeninizle Sıralıbük koyuna ulaşırsınız. Sıra sıra zeytin ağaçlarından adını alan Sıralıbük limanı, küçük ve büyük Hurmalı koylarını içerir. Burada bir restaurant var. Kamp kurmak veya öğle yemeği molası için beş farklı çakıl plajında uygun bir mola alanı bulabilirsiniz. Sıralıbük, öğlen molasında çam ağaçlarının suya değdiği kristal berraklığındaki sularda yüzmek, şnorkel yapmak için ideal bir nokta. Uzun bir öğlen yemeği molası ardından güneye tekrar kürek vurmaya devam etmelisiniz. Martin Burnu’nu geçtikten sonra birbuçuk mil mesafede Sarsala Koyu sizi beklemektedir. Göcek’ten başlayan karayolunun en son ulaştığı nokta olan Sarsala, doğal olarak kara ve deniz trafiği yoğun olan bir yer. Özellikle hafta sonlarındaki kalabalık, sizi kıyıya yaklaşmak isteğinden vazgeçirebilir. Bu koyun ötesindeki koylarda yaşayan insanlar, tekneleriyle buraya geldikten sonra karayoluyla Dalaman veya Göcek üzerinden iihtiyaçlarını karşılıyorlar. Yaz aylarında koydaki restaurantlardan su ve yiyecek ikmali yapılabilir. Uzun çakıllı plajı, arkada içlere doğru giren ağaçlıklı düzlüğü ve çam ağaçlarıyla kaplı dağlarla çevrelenmiş olması Sarsala’yı çekici kılar. Teknelerin en çok bağlandığı Küçük Sarsala koyunda bir restoran ve iskele bulunur. Koyda Güzel yürüyüş yolları da vardır. Sabah ve akşam serinliklerinde denenebilir. Kuzeyinde Martin Burnu güneyinde Boz Burun ile çerçevelenmiş Sarsala’dan 45(3 km) dakikalık bir yürüyüşle Erentepe üzerindeki Karagöl’e ve antik MÖ 3. yüzyıla tarihlendirilen Lissa(Kızılağaç köyü) yerleşimine ulaşmak mümkün. Lissa yerleşimine ait akropolün duvarları kısmen ayakta kalabilmiştir. Duvarların güneyindeki tanımlamalar buranın milattan önce üçüncü yüzyılda kullanıldığını doğrulamaktadır. Sarsala koyundan kara keşiflerinizi tamamladıktan sonra, tekrar kanolara atlayıp kürek başı yapacaksınız. Kürekleriniz sizi daha güneydeki başka harika bir koya taşıyacak. Aslında Göcek körfezinde ad konulmuş her koy, kendi içinde çoğu isimlendirilmemiş birçok küçük koycuklara sahip. Dolayısıyla bir kanocu için görülecek, ziyaret edilecek yer oldukça fazla. Hepsine girip çıkmak ayrı bir keyif…Kamp kurmak için birbirinden değişik seçenekleriniz var. Tekne yolculuklarından bu keyfi almanız imkansız. Kapıdağ yarımadasının 300 metrelik dar bir boyunla karaya bağlandığı yerin Göcek tarafı Manastır koyudur. Kapı ve Hamam (Kleopatra hamamı) koylarının bulunduğu bu girinti, Göcek gezisinde “en iyilerden biri” olarak kabul edilebilir. Kapı Koyu da Hamam Koyu da havuz gibidir. Ancak girişinde zaman zaman sert batı sağnaklarına yakalanabilirsiniz. Kapı koyunda eski ve yeni çok sayıda restoranın iskeleleri var. Zeytin ağaçları arasında yürüyenler 4-5 metre yükseklikteki kalın bir duvarla karşılaşırlar. Bazı yerleri çökmüş olsa da büyük bölümü sağlam olan duvar, Kapıdağ üzerindeki antik yerleşimleri, Lydae ve onun uydu yerleşimi Arymaxa’yı korumak için yapılmış ve dar boynu baştan başa kat ediyor. Duvarı takiben tepeye çıkanlar, arkadaki Gökgemile limanını ve açık denizi seyredebiliyor. Buradan Lydae yerleşimine yürümek mümkün. Ancak bu uzun bir şeçenek. Bir başka patika da Hamam(Kleopatra) koyuna çıkarıyor gezginleri. Manastır koyunun 400 m güneyindeki Kleopatra koyundan ‘da 15 dk lık bir yürüyüşle Gökgemile’nin başka bir girintisine ulaşabilirsiniz. Kapı koyundan gelen patika, buradan da geçerek Lydae’e uzuyor. Hamam koyundaki iskeleye gelince, yıkık bir hamam olduğu iddia edilen kalıntıyı görürsünüz. İddiaya göre Mısır kraliçesi Kleopatra, burada önce Julius Sezar ile(MÖ 46) ve sonra(MÖ 32) meçhul maceralarını finanse etmek için Mısır hazinesini götürürken Actium savaşına giden Mark Antonyus’la buluşmuş ve bir süre birlikte olmuşlar. Bu koy, Kleopatra hamamı olarak anılır bu nedenle. Hamam kalıntısı bölgede sıkça oluşan depremlerden ve/veya su seviyesi değişimlerinden sonra sualtında kalmış. Aslında bu kalıntılar, kronolojik ve mimari olarak bakıldığında Kleopatra’nın çağdaşı değil. Bu harabelerin Karya ve Bizans dönemlerine ait olduğu düşünülüyor. Kapı ve Hamam girintilerinden oluşan Manastır koyunda 3 restaurant hizmet veriyor. Kapı koyunun en iç kısmı çadırlı kamp için uygun. Ayrıca Hamam koyunda da çadır kurmaya izin veriyorlar. En iyisi daha kuytu bir yere kaçmak olabilir. Hamam koyunu tamamladıktan sonra kıyıyı takip ederseniz once bir adacığı geçip sonra Kuyucak burnundan önceki küçücük adanın karşısındaki bir girintide günü tamamlayabilirsiniz. Burası gerçekten gezinin doruk noktası olabilir. Kanolarınızı dar kıyı bandına bırakabilirsiniz..Eğer dalga etkiliyse biraz daha ilerleyip Çamlık koyuna girmenizde faydalar var. Ancak gezinizi özellikle Nisan ayında yapıyorsanız, çam ağaçları altında kamp kurmaktan kaçının. Çamlara musallat olan, ormanlarımızı kemiren Çam Kese Hastalığı’nı yaratan tırtıllar, rahatsız geçecek ertesi güne ve devamına neden olabilirler. Ateşe ve aşırı kaşıntıya neden olan bu durumdan sakınmalısınız. Tırtıl, sizin veya bir eşyanızın üzerinde bir kez yürüyünce, vücutta alerjik duruma neden olabiliyor. Tırıtılın salgıladığı sıvıya maruz kalan deri, hemen reaksiyon gösteriyor ve karaciğeriniz alarm veriyor. Tırtılın sıvısı bulaşmış bir giysi, bir yıl sonra bile aynı kişi de aynı etkiyi gösterebiliyor. En doğrusu bu aylarda çamlardan uzak kalmak. Yürüyüşler sırasında bile dikkat etmek gerekiyor. Köylüler ve çevre sakinleri bu yüzden çok sıkıntı çektiklerini ve birkaç ay ormana giremediklerin yakınıyorlar. Önlem olarak antihistaminik hap ve krem taşımak iyi bir fikir... Amonyak da geçici süre için çılgın kaşıntıyı öteleyebiliyor. Bu kamp noktasının hemen arkası Çamlık(Binlik / Kuyrucak Limanı). Köylüler, tekneciler ayrı ayrı isimler vermiş koylara..Göcek körfezi belki de en fazla isim karmaşası yaşanan coğrafyalardan biri. On dakikalık yürüyüş size bu koyun enfes güzelliğini sunuyor. Burada daha önce yapılmış yapılar, Özel Çevre Koruma Kurulu tarafından yıktırılmış. Tüm Göcek körfezinde beton ve izinsiz yapılaşmaya müsade edilmiyor. Neyse..burada bir baykuşun karşı adadaki eşine kur yapmak için gece boyunca gösterdiği senfonik perfomans bile bu gezinin bu tür sorunlarını unutturabilir. Doğaya çıkıyorsan onu kabullenmek gerekiyor... Tırtıllı bir kamp fikrinden pek fazla hoşlanmadıysanız, belki biraz daha kürek çekip günü Kurşunlu koyunda bitirmek iyi olabilir. Yüz metre enindeki geniş çakıl sahili ve kamp alanı ile daha uygun bir yer... Ayrıca kıyıda çam yok... Antik Lydae harabelerine yürüyüş için burası en yakın nokta..Gecenin ardından sabah erken saatlerde öncesi dik, ama iyi bir patikadan tepedeki evlere tırmandığınızda tüm Göcek Körfezi ve Kurşunlu koyunu Likya mezarlarının yanından keyifle seyredebilirsiniz. Çoban damının hemen ardındaki patikayı bir mekkare(hayvan yolu) boyunca takip ederseniz tepede bir çoban evine ulaşırsınız. Evin sakinleri yaz kış burada. Size bir fincan çay veya bir bardak su sunmak onların rutinleri. Yoksulluklarını zengin gönülleriyle size hissettirmezler...Hayvanlarını güdmekten boş kalan zamanlarında kaşık yontarken yapılan hoş bir sohbet ise sizin için bir “bonus”. Çoban evinin güneyine, Kurşunlu koyunun tam üstüne düşen bir mevkide bazı kalıntılar var. Yolunuzu uzatmak isterseniz onları da ziyaret edebilirsiniz. Buradaki molanın ardından çok güzel bir çam ormanı içindeki patikayı takip ederek yaklaşık 40 dakikada 170 rakımlı Asar Tepe yakınlarındaki Lydae harabelerine varırsınız. Burayı tüm yapıları tamam bir şehir olarak düşünmeyin, ama yürümeye değer... Mezarlar, Tapınak duvarları, sarnıçlar, korint sütunları, Roma ve Bizans dönemine ait yazıtlar görmek olası. Mevsim uygunsa kızıl saçlarını bir leğende yıkayan sizin gelişinizi farketmeyen yörük kadınının, belki de aldırmaz, davranışına tanıklık edebilirsiniz. Dalyan tarafından gelen kanocular için Ağa limanından buraya ulaşmak ve gezmek daha kolay oluyor. Aynı rotayı izleyerek geriye, Kurşunlu koyuna dönebilirsiniz. Az ilerdeki Yuvansu koyundan da Lydae harabelerine giden başka bir patika var. Kurşunlu ziyaretinizi ya da gecenizi bitirdikten sonra varacağınız en yakın koy olan Yavansu şirin bir kıyı. Adı üstünde burada su var, ama tadı yavan..Hayvanların kullanımına veya yıkanmaya uygun. Yavansu’da mevsimlik lokanta, birkaç köylü kulübesi ve ağıl var. Bu koyla birlikte Küçük Kapıdağ yarımadası başlar. Yavansu, Kurşunlu ve Çamlı koylarının tümüne Karanlıkiçi Koyu deniyor. © GOKHAN TURE-ATLAS TATİL TEMMUZ-2004, SAYFA:112-119